Ana Sayfa Blog NEDİR BU-LUT BİLİŞİM?

NEDİR BU-LUT BİLİŞİM?

466

Uzun bir aradan sonra bugün sizlere günümüzde fazlasıyla aşina olduğumuz kavramlardan biri olan Bulut Bilişim hakkında bilgi vereceğim. Kimi bundan hava durumu çıkarımı yapıyor kimi Netflix gibi platformlardır diyor. Ama artık hayatımızda yer aldıkça sürekli bahsedilen bir kavram haline geldi.

Bulut bilişimin ne olduğuna girmeden önce ufak bir tarihçesinden bahsedelim. İnanması güç ama aslında bulut bilişimin temeli 1950’lere dayanıyor. Üniversite ve şirketlerde bulunan mainframe dediğimiz ana bilgisayarlara zayıf istemciler vasıtasıyla erişilebiliyordu. Bu arada Mainframe yani ana bilgisayarın tanımını yapmak gerekirse milyonlarca kullanıcıya eş zamanlı olarak farklı hizmetler verebilen, büyük, güçlü ve pahalı bilgisayarlardan bahsediyoruz. Maliyeti göz önünde bulundurursak bu bilgisayarların en verimli şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Buna da literatürde time-sharing diyoruz. İsteyen arkadaşlarımız araştırabilir detayına çok inmeyeceğim. Teknolojik cihazların artmasıyla bu bilgisayarların daha verimli bir şekilde ve daha çok kullanıcı tarafından ulaşılmasının yolları arandı.

Kimi kesim bulut bilişim tarihini 1950’lili yıllarda bir bilim insanı olan Herb Grosch’un, tüm dünyanın, 15 tane büyük data merkezinden çalışan bir sistem kullanacağı öngörüsüne dayandırmakta. Yani her birimizin bu 15 büyük veri merkezlerinin ana bilgisayarlarından yararlanacağı öngörüsü var.Tabiki bu ana bilgisayarlar çok pahalı olduğundan bu görüş, bu konuda lider firmaların sahip olduğu işlem kapasitelerini bir nevi müşterilerine yani bizlere kiralamalarını varsayar. Ki bu çok mantıklı böylelikle yüksek maliyetten kurtulmuş oluyoruz. Daha sonrasında 60’lı yıllarda yine akademi dünyasında benzer fikirlerde makaleler görüyoruz.1960 yılında MIT profesörü John McCarthy’nin hesaplamanın bir gün bir kamu hizmeti olarak organize edilebilir fikri ve 1966 yılında Douglas Parkhill’in “The Challange of Computer Utility” kitabı bu fikirlerin örneklerini oluşturuyor.” “The Challange of Computer Utility” kitabını okumanızı öneririm.Çok ufuk açıcı bir kitap.

En nihayetinde 2002 yılında Amazon Web Hizmetleri faaliyete girdi ve ilk gerçek bulut bilişim hizmeti Amazon S3 2006 yılında hizmete açıldı.

Peki gelelim asıl soruya. Nedir bu Bulut Bilişim? Bulut bilişim basitçe farklı servislerin İnternet aracılığıyla aktarılması ve sağlanması diyebiliriz. Örnek vermek gerekirse işlerimizde sıklıkla kullandığımız e-mail sistemi, Microsoft Office, pandemide kullandığımız Microsoft Teams ya da günlük hayatta kullandığımız Netflix, Twitter, Facebook hepsi bulut bilişim sistemi kullanıyor. Peki tüm bu şirketler neden bulut sistemi kullanıyor? Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Günümüz dünyası artık verilerden oluşan bir dünya. Bugün girdiğiniz ve üzerinde iletişim kurduğumuz Facebook, Twitter olsun yaptığımız alışverişler, banka işlemleri gibi aklınıza gelen her türlü işlemden yoğun bir veri elde ediliyor. Lokasyonunuz, kredi kartı bilgileriniz, cinsiyetiniz, yaşınız, atmış olduğunuz tweetleriniz, daha niceleri… Haliyle milyonlarca hatta milyarlarca müşteriden elde edilmiş milyarlarca veri var elimizde. Hatta tahmin edilen o ki Google, Amazon, Microsoft ve Facebook birlikte totalde yaklaşık 1200 petabytelık veri tutuyor. Bu da yaklaşık 1 milyar 200 milyon gigabytlık veri demek. AMAN ALLAHIM!!!

Önceden bu bilgiler hard-drive veya local storage yani yerel depolama ile bazı cihazlarla tutulabiliyordu. Örneğin CDler, kullandığımız flash bellekler, bilgisayarımızda var olan harici diskler, ssdler…Aslında tüm bu cihazları da local yani yerel veritabanları olarak düşünebiliriz. Büyük verileri tutabilmek için de büyük veri merkezleri kuruluyor. Ama tabi bu noktada birçok sorun ortaya çıkıyor. Örneğin maliyet. Bu büyük yerel veri tabanlarının altyapısının sağlanması, bakımı, kapasitelerinin artırılması çok maliyetli. Tabi tüm bu süreçler için de bu konuda uzman, iyi çalışanlar istihdam etmek zorunda kalıyorsunuz. Ama bulut depolamada sadece program için ücret ödeniyor ve genellikle kullandığın kadar öde mantığı var. Dolayısıyla maliyet açısından çok daha karlı. Bir diğer problemlerden biri erişilebilirlik(ki bence en önemlisi). Yerel depolamada bir veriyi diğer takım arkadaşınıza aktarmanız ya da dünyanın her yerinden bu veriye erişmemiz çok zor bir hal alıyor. Ama bu bilgilere istenildiği zaman, istenildiği yerden erişilmesi de gerekiyor. Ama ne yazık ki yerel veri tabanları bu ihtiyacı karşılayamıyor. Özellikle pandemi dönemini düşündüğümüzde birçok kurum maliyeti azaltmak için evden çalıştırıyor. Uzaktan bu verilere hızlıca ulaşmak zorundayız. İşte bu süreçte yardımımıza bulut depolama geliyor. Bulut depolama sayesinde uzaktan bu verilere ulaşmak mümkün oluyor. Sadece Internet bağlantınız olması yeterli. Yine güvenlik meselesi de var tabi. Herhangi bir arıza, bozulma veya doğal afet durumlarında yerel depolamada bu verilere artık ulaşmak imkansız. (Eğer tabi bir backup depolamanız yoksa ki bu da bir maliyet) Örneğin CD’nizin kırıldığını düşünün. Bu noktada sonra atın gitsin. Fakat bulut depolamada sunulan güvenlik prosedürleri çok daha fazla. İlerleyen zamanlarda değineceğiz ama bu hizmetleri Google, Amazon gibi kuruluşlar verince ister istemez daha güvenilir oluyor.

Yerel depolamanın yaşadığı birçok sorunlara değindik. Buradan da anlayabileceğiniz üzere bulut depolama aslında bize uzaktan da ulaşabileceğimiz İnternet altyapılı bir nevi sanal veri tabanı sağlıyor. Bu sayede dünyanın her yerinden erişim sağlanabiliyor ve yerel depolamanın sahip olduğu tüm bu dezavantajlara bir çözüm sağlıyor. Örneğin birçoğumuzun dizi, film izlediği için kullandığı Netflix’i ele alalım. Artık kendisi en önemli bulut bilişim şirketlerinden biri. Bulut bilişim sayesinde depolanan binlerce dizi ve filmi uzaktan dünyanın her yerinden istediğimiz zaman erişebiliyoruz.

Peki biraz daha teknik kısma inelim? Hepimizin aklında şu soru olabilir. İyi tamam da neden bulut bilişim sistemi. Neden bulut var mesela? Erişilen bilgilerin uzaktan bulutta veya sanal bir alanda bulunması nedeniyle bulut bilişim adını almış. Hava durumuyla bir ilgisi yok yani. Tamamen bir metafordan ibaret.

Bulut teknolojileri kendi içinde 3 hizmet modeline ayrılıyor. Böylelikle hizmetlerle ilgili hizmet alan ve bulut sistemi hizmetini veren firmanın hangi hizmetleri yöneteceği belirleniyor. Aşağıdaki görselden daha iyi anlayabiliriz.

Bulut sistemi servis olarak 3 kategoride sunuluyor. İlki Sunucu altyapı hizmetidir. Kullanıcı olarak, işletim sisteminden ve tüm verilerden, uygulamalardan, ara katman yazılımlarından ve çalışma zamanlarından siz sorumlusunuz, ancak bulut sağlayıcı size ihtiyaç duyduğunuz ağa, sunuculara, sanallaştırmaya ve depolamaya erişim ve bunların yönetimini sağlıyor. Nispeten daha uygun fiyatlıdır.

İkinci seçenek PaaS seçeneğidir. PaaS (Platform as a Service) hizmet modelinde, sunucu altyapı hizmetinin yanı sıra internet üzerinden donanım ve yazılım araçları sağlanır ve insanlar bu araçları uygulama geliştirmek için kullanır.Genellikle developer, yazılımcılar tarafından kullanılır.

Bulut uygulama hizmetleri olarak da bilinen bir diğer hizmet olarak yazılım (SaaS) ise, bir web tarayıcısı aracılığıyla bir sağlayıcı tarafından yönetilen bir uygulamanın tamamını sunan en kapsamlı bulut bilişim hizmetleri biçimi diyebiliriz. Gmail ve Microsoft Office 365’i örnek olarak verebiliriz.

Çok teknik bilgiler verip sizi sıkmamak adına çok detaya inmiyorum. Konu ile ilgili sorusu olan arkadaşlar aşağıdaki iletişim bilgilerinden bana ulaşarak soru sorabilirler.

Şimdi anladık ki bulut hizmetleri sağlayan şirketler, kullanıcıların dosyalarının ve uygulamalarının uzak sunucularda depolanmasına ve ardından tüm verilere İnternet üzerinden erişilmesine olanak tanıyor. Peki hangi şirketler bu hizmeti veriyor? Bu konuda hizmet veren şirketler Google, Amazon,Microsoft,IBM,Alibaba gibi büyük şirketler. Daha fazlası da var tabi.Ama öncü firmalar bunlar.

İlk olarak Amazon Web Services’tan başlayalım. 2002 yılında bu konuda ilk hizmet veren firma olan Amazon, şu anda en popüler bulut sağlayıcısı konumunda. 1 milyondan fazla aktif müşteriye sahip. Yine 160’tan fazla firmaya hizmet sağlıyor.Bunlardan sadece birkaçına örnek vermek gerekirse General Electric,ESPN,Siemens gibi firmalar. Totalde toplam pazarın %32’si Amazona ait. Bunu %17.6 ile Microsoft ve %6 ile Google izliyor. En büyük Müşterileri ise şu an aylık 19 milyon dolar gelir elde ettiği Netflix.Aşağıdaki grafikte Amazon Aws nin elde etmiş olduğu gelir dağılımını görebiliriz.4.çeyrek sonuçları henüz açıklanmadı ama yükselişi net bir şekilde görebiliyoruz.

İkinci en büyük firma Microsoft Azure. Amazon ve Google Cloud’tan sonra kurulmasına rağmen çok hızlı bir yükselişte. Hatta öyle ki hükümetlere de şu an hizmet sağlıyor.Arıca pandeminin de etkisiyle özellikle Microsoft Teams gibi uygulamalar epey kullanılmaya başlandı.

Bir diğer firmamız ise tahmin edeceğiniz üzere Google Cloud. Su an 8 milyondan fazla website Google Cloud hosting hizmetinden yararlanıyor. Örnek vermek gerekirse Twitter, Blooomerg, eBay gibi dev firmalar. En büyük müşterilere geldiğimizde Verizon bu hizmet için Google’a aylık yaklaşık 80 milyon dolar ödüyor.

Tabi sadece bu firmalar değil artık çok çeşitli firmalar bulut hizmeti vermekte.

Microsoft’u, IBM’i ve diğer firmaları da işin içine katarsak çok büyük bir pazardan bahsediyoruz. Ama şu an bu pazarda en büyük payın Amazon ve Microsoft da olduğunu söylemek gerekiyor.

Peki hep iyi taraflarından bahsettik. Yok mu hiç kötü tarafları? Gelin bir de onlara göz atalım.

Birincisi tabiki hizmet kesintileri. Hiçbir servis sağlayıcı size yüksek hızda bir erişim garantisi vermez. Bulut teknolojileri tamamen internet bağlantınıza bağlıdır ve olası bir yavaşlık demek verileri elde edememenize neden olabilir. Örneğin İnternet gittiğinde Netflix’ten film izleyebiliyor musunuz? Tabiki hayır ya da internet çok yavaşsa tam bir işkenceye dönüyor.

İkincisi güvenlik meselesi. Her ne kadar bahsettiğimiz hizmet sağlayıcılar çok büyük olsa da tabiki bir güvenlik açığı riski her zaman mevcut. Ama ben bunu tam olarak dezavantaj olarak sayamayacağım çünkü her şeyde bu risk var.Ama şu var ki verilerinizi bulut sistemine yüklediğinizde her ne kadar tüm bunlar gizlilik ve güvenlik protokollerine tabi olsa da yine de sanki verilerimiz artık bulut sağlayıcıların elinde olduğu düşüncesini atamıyoruz.

Üçüncüsü destek konusunda bir zayıflık söz konusu olabilir. Bulut tabanlı hizmetler çok az veya hiç müşteri hizmetleri desteği sunuyor. Bulut müşterileri, bulut sağlayıcılarla telefon veya e-posta yoluyla iletişim kurmayı genellikle zor buluyor ve sorularına yanıt almak için çevrimiçi forumlara başvuruyor.

Evettt. Çok fazla detaya inmeden kabaca bulut bilişimin nasıl çalıştığını, amacını öğrendik. Şunu diyebiliriz. Sadece bu bir başlangıç. Teknoloji ve Danışmanlık firmalarından biri olan Gartner, küresel anlamda genel bulut hizmetleri harcamalarının 2021’de %18 arttığını tahmin ediyor. Yine bulut sistemi kullanan firmaların %70’i bu konuda yatırımlarını artırdı. Özellikle yapay zeka teknolojilerinin de gelişmesiyle bulut teknoloji geleceğin teknolojilerinden biri olacak.

Alp Berfu Aydın | Bilgisayar Mühendisi

berfuaydin1@gmail.com

KAYNAKLAR :

Open Event
Önceki İçerikBoeing, kargo ve ileri çevre performansı için artan talebi karşılamak üzere 777-8 kargo uçağını tanıttı
Sonraki İçerikYeni Mercedes-Benz Tourrider Otobüsler, Allison Tam Otomatik Şanzıman Donanımlı