16.9 C
İstanbul
Çarşamba, Haziran 16, 2021
Ana Sayfa Blog

Lojistiğin Haber Akışı | 15.06.2021

Ford Trucks yeni bir pazara daha adım attı!

Castrol’ e yeni ödül!

Turkish Cargo ve Lojistik A.Ş arasındaki anlaşmanın ilk adımı…

Daha fazla gündemden haberler için Lojistiğin Haber Akışı’nı takipte kalın!

Instagram adresimiz: https://www.instagram.com/

LinkedIn adresimiz: https://www.linkedin.com/in/lojistikcilerinsesi/

Yaren Akçin

Proje Yöneticisi

lojistikcilerinsesi.biz

ALMANYA’YA İHRACAT REKORUNDA LOJİSTİK ETKİSİ

Türkiye’nin Almanya’ya ihracatı bu yıl rekorlarla devam ediyor. İlk çeyrekteki rekorların ardından ocak-nisan dönemi de en yüksek seviyeye ulaştı. Yekaş Fides Global Lojistik CEO’su Murat Güler, ihracat artışında lojistik sektörünün kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. 2021 yılının rekorlar ile devam edebileceğini belirten Güler, bu doğrultuda ihracatçıları desteklemeyi sürdüreceklerini ve Almanya’daki yatırımlarına yoğunlaşacaklarını söyledi.

Türkiye, en büyük ihracat pazarı konumundaki Almanya’ya gerçekleştirdiği ihracatta rekor kırmaya devam ediyor. Yılın ilk çeyreği ve mart ayı rekorlarının ardından ocak-nisan dönemi de rekor seviyeye ulaştı. TÜİK verilerine göre ilk dört aylık dönemde Almanya’ya 6,3 milyar dolarlık ihracat gerçekleşti. İhracatın pandemiye rağmen artış göstermesinde ve bu rekorlarda lojistik sektörünün önemli bir payı olduğuna vurgu yapan Yekaş Fides Global Lojistik CEO’su Murat Güler, “Uluslararası ticaretin en önemli gücü olan lojistiği doğru yönetmek ve kolaylaştırmak önemli.” dedi.

Yekaş Fides Global Lojistik olarak Türkiye ile Almanya arasındaki 50 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi doğrultusunda Almanya’daki lojistik yatırımlarına yoğunlaşacaklarını anlatan Güler, “Bu ülkedeki şirketimiz aracılığıyla ihracatçılarımızı ve ithalatçılarımızı Almanya’da kendi evlerinde hissettirecek lojistik çözümler sunmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Güler, Almanya’nın en güçlü oldukları pazarların başında geldiğinin altını çizerek, rekorların kırıldığı 2021 yılının ilk dört ayında Almanya ihracat taşımalarında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artış yakaladıklarını dile getirdi.

“İhracat için her yolu deniyoruz!”

Pandemi döneminde karşılaştıkları sorunları alternatif taşıma modlarıyla aşmaya çalıştıklarını ifade eden Güler, “Belirlenenihracat hedeflerine ulaşılabilmesi için lojistik sektörü olarak her yolu deniyoruz. Önceliğimiz kara yolu ancak sınır kapıları yoğunsa ya da yükün aciliyeti varsa hava yolunu kullanıyoruz. Demir yolu ya da Ro-Ro bağlantılı intermodal taşımalar da seçeneklerimiz arasında.” dedi.

Türkiye’den Almanya’ya haftanın 6 günü çıkış gerçekleştirdiklerini söyleyen Güler, komple ve parsiyel taşımalar ile kapıdan kapıya teslimat seçeneği sunduklarını da sözlerine ekledi.

RENAULT TRUCKS, D-MED KAMYONUN İLK ROTASINI BAŞARI İLE TAMAMLADI

Renault Trucks, yetkili bayi Koçaslanlar Otomotiv ile D-MED kamyonların Türkiye turunun ilk etabını tamamladı. Taşımacılık profesyonelleri ile buluşulan etkinliklerde yeni araçlar, büyük ilgi gördü. 

Renault Trucks ve Koçaslanlar Otomotiv, İstanbul, Çorlu, Bursa, Bolu, Düzce ve Sakarya’da tamamlanan ilk bölge rotasında büyük bir ilgi ile karşılandı. Renault Trucks D-MED 4×2 ve 6×4 kamyonların yakından incelendiği etkinliklerde, kooperatifler ve taşımacılık profesyonellerinin çalışma alanları da ziyaret edildi. 

Koçaslanlar Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Koçaslanlar, etkinlikler sonrasında açıklamada bulunarak; “Özellikle pandemi sürecinde değişen tüketim alışkanlıkları doğrultusunda şehir içi dağıtım araçlarının önemi daha da arttı. Renault Trucks D-MED serimiz, gerek tonaj, gerek kasa uzunlukları, gerekse sağladığı avantajlı hacimler sebebiyle segmentinde öne çıkıyor. Bu geniş yelpaze, gıda ve soğuk zincir sektöründe farklı araç ihtiyaçlarını karşılarken, dayanıklı tüketim mallarında tenteli veya açık kasa araç ihtiyacıyla da örtüşüyor. Bu nedenle Türkiye genelinde düzenlenen etkinliklerle taşımacılık sektörünün profesyonellerine ve kendi işini yapan kobilere yeni D- MED serisini yakından inceleme fırsatını sunmayı planladık” diye belirtti. 

250 bg ve 280 bg alternatifleri ile sunulan Renault Trucks D-MED kamyonlar, tam otomatik şanzıman, havalı süspansiyon ve klima donanımı ile segmentinde opsiyonel olan birçok özelliği standart hale getiriyor. Renault Trucks D-MED kamyonlar, 4×2 ve 6×2 seçenekleri ile sunuluyor. Tüm üstyapı yüksekliklerine ve kabinlere uygun D-MED serisi, bütün dağıtım hizmetlerinin gerekliliklerini en üst noktada karşılıyor.

İlk rotada büyük ilgi

Etkinliklerde araçların büyük ilgi gördüğüne değinen Mahmut Koçaslanlar; “Pandemi nedeniyle özel tedbirler alarak buluşmalarımızı gerçekleştirdik. Taşımacılık sektörünün bu etkinliğe gösterdiği ilgiden ve yeni ürünleri tanıma hevesinden çok mutlu olduk. Renault Trucks D- MED araçların uygulamalara göre özelleştirilebilen farklı dingil ve kasa ölçüleri olması ve her işin ihtiyacını karşılayabilen donanımları takdir edildi. Sınıfının en ekonomik yakıt tüketimine sahip olması nedeniyle beğeni topladı. Aracın dizayn ergonomisi sebebiyle manevra kabiliyetinin yüksek olması ise beğenilen diğer bir özelliğiydi” şeklinde açıkladı. 

Renault Trucks D-MED buluşmaları, Ege’de devam ediyor 

Renault Trucks D-MED kamyonların Türkiye turu, İzmir, Denizli ve Antalya illeri ile devam edecek. 16 Haziran ve sonrasında etkinlikler, Mersin ve Adana’da gerçekleştirilecek.

Marmara Denizi’nde ‘deniz salyası’: Asıl korkumuz buzdağının görünmeyen, denizin altındaki kısmı

Marmara Denizi geçen yıl sonundan bu yana su yüzeyini ve derinlerini saran ve “deniz salyası” olarak adlandırılan müsilajla boğuşuyor.

İstanbul, Adalar, Tekirdağ, Çınarcık, Bursa, Erdek, körfezler, kıyılar ve daha da ciddisi denizin derinleri… Tüm Marmara Denizi Kasım ayından bu yana yoğun müsilajın etkisi altında.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Marmara Denizi’ni saran ve çevresel kaygılara neden olan müsilajla ilgili “acil eylem planı hazırladıklarını” ve atılacak adımları Pazar günü paylaşacaklarını söyledi.

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker ise 1 Haziran’da müsilaj sorununun araştırılması için verdikleri önergenin AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğini duyurdu.

Müsilaj yani deniz salyası, Marmara ve Adriyatik gibi daha kapalı denizlerde doğal süreçte oluşması beklenen bir durum olsa da şu an yaşandığı gibi yoğun, çok ve kalıcı olması “doğal değil”.

Tüm uzmanlar şu an yaşanan durumun birincil sebebinin “atıklar” olduğunda hemfikir.

Deniz biyoloğu Mert Gökalp, “Marmara feryat ediyor. Bu, Marmara Denizi’nin foseptik çukuru olabileceğinin bir sinyali” uyarısını yapıyor.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nden Profesör Mustafa Sarı, Marmara Denizi’ne arıtmadan atık boşaltımının acilen durması gerektiğini söylüyor.

Bir artı Bir’e konuşan Marmara Çevresel İzleme projesi yürütücüsü, hidrobiyolog Levent Artüz ise “Bu münferit bir olay değil, bir zincir, bir sonuç. Bundan sonra da böyle anomaliler göreceğiz. Marmara Denizi 1989 yılında öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir” diyor.

Peki müsilaj nedir, neden çok arttı, yakın ve uzak gelecekte Marmara Denizi’ni, deniz canlılarını ve çevresinde yaşayan insanları ne bekliyor?

Müsilaj nedir?

Müsilaj, Marmara Denizi gibi kapalı denizlerde zaman zaman ortaya çıkan bir salgı.

Prof. Sarı bu salgıyı, “Denizdeki biyolojik üretimin başlangıcını, ilk basamağını teşkil eden fitoplankton dediğimiz mikro alglerin, yani mikroskobik bitkiciklerin aşırı çoğalması sonucu, ortamda vuku bulan bazı şartlara tepki olarak bıraktıkları salgıya müsilaj diyoruz” şeklinde açıklıyor.

Bu mukoza gibi yapı, suyun içindeki bakteri ve virüs gibi mikroorganizmalar için çok uygun bir beslenme habitatı yaratıyor ve bu nedenle aralarında zararlı canlıların da olduğu organizmalar bu salgının üzerinde kümeleniyorlar.

Denizin üstünde gördüğümüz beyaz, köpük gibi yapı aslında “buzdağının görünen kısmı”. Aslen bu salgı denizin altında bir tül gibi uzayıp gidiyor.

Prof. Sarı, “Marmara Denizi için konuşursak, ilk olarak deniz yüzeyinden 5 metre aşağıda başlıyor, 15-20 metrelere kadar gidiyor. Ancak şu anda yüzeyden başlıyor ve 30 metre derinliğe kadar iniyor” diyor; “Henüz bu sabah Marmara Denizi’ne daldım ve 12 metreden derine inemedim. Elimizde fenerlerimiz olduğu halde önümüzü göremez halde olduğumuz için 12 metreden gerdi döndük” diyor.

Neden oluşuyor?

Bilim insanları birkaç farklı sebebi olsa da en baskın nedenin atıklar olduğuna dikkat çekiyor.

Prof. Sarı müsilaj oluşumunun üç temel tetikleyicisi olduğunu söylüyor; birincisi küresel iklim değişimine bağlı olarak Akdeniz havzasında sıcaklıkların yükselmesi.

Deniz yüzey sıcaklığı verilerine bakıldığında, Marmara Denizi’nin sıcaklığı bu yıl 40 yıllık ortalama verinin 2,5 derece üzerinde, yani 2,5 derecelik bir anomali söz konusu.

İkincisi tetikleyici ise Marmara’da deniz şartlarının durağan olması. Prof. Sarı Marmara Denizi’nin orijinal yapısı nedeniyle “astımlı bir insana” benzediğini söylüyor.

Denizin üstündeki 25 metre Karadeniz’den gelen sudan, 25 metrenin altı ise Akdeniz’den gelen sudan oluşuyor.

Prof. Sarı, “İki su kütlesi arasındaki tabaka Marmara Denizi’nin yüzeyi ile dibi arasındaki ilişkiyi zorlaştırıyor, sirkülasyonları engelliyor. Yüzey akıntıları da tamamen Karadeniz’den gelen sularla ilgili” diyor. Yani Karadeniz’den akıntı gelmediğinde Marmara’nın üst akıntısı da azalıyor, durağanlaşıyor, özellikle körfezlerde sirkülasyon iyice azalıyor.

3. ve en önemli tetikleyici ise kirlilik yani deniz giden atıklar.

Deniz biyoloğu Mert Gökalp, “Neden olduğu ve doğal olmadığı çok net ortada; bunu yapan insan ve sorumsuz yaşayış, şehirleşme şekli, atıklar” diyor.

Marmara Denizi’nin çevresinde yaklaşık 25 milyon insan yaşıyor. Türkiye’nin endüstrisinin yarıya yakını da Marmara Denizi’nin çevresinde yer alıyor. Yani evsel, endüstriyel ve tarımsal atıkların tümü doğrudan ya da dolaylı olarak Marmara Denizi’ne gidiyor.

Prof. Sarı, “Bizim bu kadar yoğun şekilde atık yükleme potansiyelimiz, Marmara Denizi’nin değişen iklim şartlarıyla beraber artık özümleme kapasitesini düşürmüş durumda” diyor.

En büyük etki atıkların

Fitoplankton gruplarının fotosentez yaparak hızla üremesi için besin maddesine ihtiyaçları var, ve bu besini azot, fosfor gibi karasal kökenli elementlerden sağlıyor.

Fitoplanktonlar aslında atmosferin en önemli oksijen kaynakları ancak Prof. Sarı’nın dikkat çektiği gibi “Biz denize o kadar çok atık yükledik ki, onlar da bu atığı azaltmaya çalışıyorlar, çok ürüyorlar ve sonucunda müsilaj ortaya çıkıyor.”

Neden oluşuyor?

Bilim insanları birkaç farklı sebebi olsa da en baskın nedenin atıklar olduğuna dikkat çekiyor.

Prof. Sarı müsilaj oluşumunun üç temel tetikleyicisi olduğunu söylüyor; birincisi küresel iklim değişimine bağlı olarak Akdeniz havzasında sıcaklıkların yükselmesi.

Deniz yüzey sıcaklığı verilerine bakıldığında, Marmara Denizi’nin sıcaklığı bu yıl 40 yıllık ortalama verinin 2,5 derece üzerinde, yani 2,5 derecelik bir anomali söz konusu.

İkincisi tetikleyici ise Marmara’da deniz şartlarının durağan olması. Prof. Sarı Marmara Denizi’nin orijinal yapısı nedeniyle “astımlı bir insana” benzediğini söylüyor.

Denizin üstündeki 25 metre Karadeniz’den gelen sudan, 25 metrenin altı ise Akdeniz’den gelen sudan oluşuyor.

Prof. Sarı, “İki su kütlesi arasındaki tabaka Marmara Denizi’nin yüzeyi ile dibi arasındaki ilişkiyi zorlaştırıyor, sirkülasyonları engelliyor. Yüzey akıntıları da tamamen Karadeniz’den gelen sularla ilgili” diyor. Yani Karadeniz’den akıntı gelmediğinde Marmara’nın üst akıntısı da azalıyor, durağanlaşıyor, özellikle körfezlerde sirkülasyon iyice azalıyor.

3. ve en önemli tetikleyici ise kirlilik yani deniz giden atıklar.

Deniz biyoloğu Mert Gökalp, “Neden olduğu ve doğal olmadığı çok net ortada; bunu yapan insan ve sorumsuz yaşayış, şehirleşme şekli, atıklar” diyor.

Marmara Denizi’nin çevresinde yaklaşık 25 milyon insan yaşıyor. Türkiye’nin endüstrisinin yarıya yakını da Marmara Denizi’nin çevresinde yer alıyor. Yani evsel, endüstriyel ve tarımsal atıkların tümü doğrudan ya da dolaylı olarak Marmara Denizi’ne gidiyor.

Prof. Sarı, “Bizim bu kadar yoğun şekilde atık yükleme potansiyelimiz, Marmara Denizi’nin değişen iklim şartlarıyla beraber artık özümleme kapasitesini düşürmüş durumda” diyor.

En büyük etki atıkların

Fitoplankton gruplarının fotosentez yaparak hızla üremesi için besin maddesine ihtiyaçları var, ve bu besini azot, fosfor gibi karasal kökenli elementlerden sağlıyor.

Fitoplanktonlar aslında atmosferin en önemli oksijen kaynakları ancak Prof. Sarı’nın dikkat çektiği gibi “Biz denize o kadar çok atık yükledik ki, onlar da bu atığı azaltmaya çalışıyorlar, çok ürüyorlar ve sonucunda müsilaj ortaya çıkıyor.”

Prof. Sarı, “Eğer biz bugün Marmara Denizi’ne atıklarımızı arıtmadan vermiyor olsaydık bu müsilajla karşılaşmayacaktık” diyor.

“Şu an Marmara’da hayat durdu, bunun nedeni yıllardır atıklarımızı doğrudan ya da dolaylı, ya hiç arıtmayarak ya çok az arıtarak denize vermekten kaynaklanıyor. Bu politikayı değiştirmemiz gerekiyor. Yani bir atık yönetim politikasına ihtiyacımız var ve yeni politika iklimdeki değişikliği de dikkate almak zorunda.”

Prof. Sarı’ya Marmara Denizi’ndeki müsilaj ancak bu şekilde geçmiş yıllardaki doğal haline geri dönebilir. Yapmazsak daha sık ve yoğun müsilajla karşılaşacağız.

Geçmiş yıllarda deniz salyası oluyor muydu?

Deniz salyası geçmiş yıllarda da oluyordu. Ancak en son bu yoğunlukta görüldüğü yıl 2007’ydi.

Prof. Sarı normal şartlar altında Kasım ayından başlayıp Nisan’a kadar süren ve sadece balıkçıların deniz içinde fark edebileceği kadar küçük boyutta bir müsilaj oluşumu olduğunu belirtiyor.

Kasım ayında oluşmaya başlamasının nedeni deniz seviyesinin daha yüksek olduğu Karadeniz’den Akdeniz’e doğru su akıntısı oluyor. Bu akıntı, su seviyesinin azaldığı Ekim ayı gibi azalıyor, ilkbahar aylarında Karadeniz’in su kaynaklarıyla beslenip yükselmesinin ardından akıntı yeniden hızlanıyor. Bu da denizi hareketlendiriyor. Müsilajın tetikleyicilerinden biri olan durgunluk azaldığı için de müsilaj dağılmaya başlıyor.

Bu nedenle geçmiş yıllarda Haziran ayına gelindiğinde müsilajın çözüldüğünü görmüştük. Ancak bu yıl hâlâ çok yoğun deniz salyası var.

Prof. Sarı, “Yüzeyde gördüğümüz, yüzeyi kaplayan yapılar aslında müsailaj oluşumunun son aşaması. Bizim asıl korkumuz yüzeyin altındaki müsilaj, buzdağının görünmeyen kısmı” diye konuşuyor.

Kısa ve uzun vadeli ekolojik ve ekonomik etkileri neler?

Deniz salyasının ilk etkilerini balıkçılar hissediyor. Deniz suyunu kaplayan salyamsı yapı, ağları da kaplıyor, deniz dibinde yaşayan canlıların hareket ve nefes alma kabiliyetini yok ediyor, ölümlerine neden oluyor.

Doğalın üstündeki müsilaj besin zincirini iki şekilde etkiliyor:

Yüzey alanını kapladığında suyla atmosferin ilişkisi kesiliyor, suyun oksijen alımı azalıyor. Ve yüzeyde güneş ışığını soğuran deniz salyası suyun da ısınmasına neden oluyor. Çözünmüş oksijen azalıyor ve canlıların toplu ölümüne neden oluyor.

Prof. Sarı, “Dört hafta önce Bandırma sahillerinde her türden binlerce balık öldü, müsilaj nedeniyle öldü” diyor.

İkinci olaraksa denizin dibine çöken müsilaj buradaki canlıların nefes almasını ve beslenmesini engelliyor.

Prof. Sarı, şu anda Büyükada civarında 42-43 metre derinlikte bulunan kırmızı mercanların önemli kısmının müsilaj yüzünden öldüğünü belirtiyor.

Gökalp de “Müsilaj bakterilerin, zararlı canlıların barınması için ortam yaratıyor. Aylar boyunca bu alan içerisinde kalabildikleri için denizin zenginliğini yaratan diğer canlılar hasta olabiliyorlar. Müsilaj bitti diyelim, ama bir sene kalan bir bakteri diğer tarafa yayıldığı zaman farklı habitatı, canlıları hasta edebilir. Bu da ekosistemin dayanma gücünü yavaş yavaş yıkmaya başlıyor” diyor.

Yani tüm deniz canlılarının, ekosistemin sağlıklı şekilde var olabilmesi için denizin kimyasının sağlıklı olması gerek. Gökalp “Biz 50’lerden 60’lardan sonra gelişen şehirlerle beraber Marmara’nın etrafına 25 milyon kişiye ulaştık. Atıkları bilfiil denize gidiyor. Türkiye sanayisinin yarısına yakını burada. Santraller burada. Bizim şunu sormamız lazım; atıklarımız neden denize gidiyor?” diye konuşuyor.

Peki kısa vadeli ekonomik etkileri neler?

Prof. Sarı sırasıyla turizmin, Marmara’dan geçen ve deniz suyunu soğutma suyu olarak kullanan, sistemleri müsilajı temizleyemeyen gemilerin ve son olarak da endüstrinin etkileneceğini anlatıyor:

“Ne gemilerin, ne de enerji santralleri de dahil sanayinin sistemleri müsilajlı suyu kullanmaya uygun değil”.

Gökalp’e göre böyle giderse ileride Marmara bölgesinde yaşamak imkansız hale gelebilir:

“25 milyon buradan taşınmak zorunda kalacak. Böyle giderse Marmara Bölgesi’ni kapatmak zorunda kalacağız. Marmara’da yaşam olmasının sebebi toprağı, suyu, bu bolluğu, bereketi. Ekosistemde bunlardan biri çökerse, Marmara foseptik çukuru olursa ki olabilir, bunun sinyallerini verdi, feryat ediyor şu anda, insan yaşamı da burada mümkün olamaz”.

Ne kadar sürede ortadan kaybolması bekleniyor?

Uzmanlara göre bu cevabı bilinemeyecek bir soru ancak bir mucize beklemek anlamsız.

Prof. Sarı, “Ekosistemlerde pazarlık olmaz” diyor ve ekliyor:

“Ekosistemlerin dengesi milyonlarca yılda oluşmuştur. Biz sürekli atıklarımızı Marmara Denizi’ne yükleye yükleye bu dengeyi değiştirdik. Yeni bir denge oluşmaya çalışıyor, o yüzden kısa vadede şöyle böyle olacak diyemiyoruz. Önümüzdeki günlerde Karadeniz’den gelecek yüksek akıntı sirkülasyonu değiştirirse 3 tetikleyiciden bir tanesi kırılmış olacak, o zaman biraz azalabilir. Ama aşağısı 30 metreye kadar dolu. Bu korkutucu” diyor.

Hidrobiyolog Levent Artüz ise şu aşamada “Vah vah” demekten başka yapacak pek bir şey olmadığını anlatıyor:

“2007’de Marmara Denizi’nde çözünmüş oksijen seviyesi bugünküne nazaran daha fazlaydı. Buna rağmen, müsilaj yapı iki senede parçalandı. Şimdi oksijen çok daha az. Ne olacağını kestirmek güç. Bakteriyolojik parçalanma sonucu parçalanma ürünleri ve bu kütleyi parçalayacak bakteri biyokütlesinin de ne olacağı ve bu durumun olası kümülatif etkileri de meçhul. Net ölçüm yapabilmemiz için deniz ortamının durulması gerekiyor. Şu aşamada bakıp “vah vah” demek dışında yapacak bir şey yok.”

deniz salyası

Ne yapılması gerekiyor?

Bilim insanları neler yapılması gerektiği konusunda çok söze gerek olmadığında hemfikir: Marmara’ya arıtılmamış atığın boşaltılmaması.

Prof. Sarı, Marmara Denizi çevresindeki tüm idari ve sivil yapıların bir araya gelerek iklim değişikliğini de dikkate alan yeni bir atık yönetim politikası geliştirmesi gerektiğini söylüyor:

“Acil eylem planı hazırlamalıyız ve bundan sonra tek 1 litre bile atığı arıtmadan Marmara Denizi’ne bırakmamalıyız”.

Deniz biyoloğu Mert Gökalp da “Atığı attığımızda sadece çökertme yapıyorsak, halının altına süpürüyorsak bunu durduramayız” diyor ve ekliyor:

“Bunun teknolojisi var, bu atıkları arıtmamız gerekiyor. Atık hiçbir şekilde denize bırakılmamalı, keza Marmara gibi kapalı ve deniz canlılarının bu kadar yoğun olduğu bir denize kesinlikle bırakılmaması gerekiyor.” diyor.

Kanal İstanbul Marmara Denizi’ndeki yaşamı nasıl etkiler?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünkü konuşmasında Kanal İstanbul inşaatının Haziran ayında başlayacağını söylemesi, kanalın müsilajı nasıl etkileyeceği konusunu da gündeme getirdi.

Gökalp, Kanal İstanbul’un en büyük tehlikelerinden birinin ekosistemi değiştirerek oksijeni az alanlar oluşturma riski olduğunu vurguluyor, bunun da habitat yıkımlarına neden olabileceğine dikkat çekiyor.

Prof. Sarı ise Kanal İstanbul ile ilgili gerekli çevresel incelemelerin yapılmadığını vurguluyor:

“Ne yazık ki Kanal İstanbul’u şu an kamplar halinde, aklımızı yitirmiş vaziyette tartışıyoruz, bilimsel temelde tartışmıyoruz. Kanal İstanbul’un müsilaj da dahil Marmara Denizi’ni nasıl etkileyeceğine dair elimizde bir model, bir veri yok.

Haberin kaynağı: Aylin Yazan, BBC Türkçe.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-57293708

Yolda.com 1,9 Milyon Dolar Yatırım Aldı

Lojistik teknolojisi şirketi (FreightTech) Yolda.com, aldığı 1,9 milyon dolarlık yeni yatırımla ekibini büyütmeyi ve bölgesel bir oyuncu olmayı planlıyor

KOBİ’ler başta olmak üzere tüm işletmelerin karayolu taşımacılık süreçlerini dijitalleştiren Yolda.com, henüz ilk yılında 1,9 milyon dolar tutarındaki ikinci yatırım turunu kapattı. Avusturya merkezli ve çok hızlı büyüyen startuplara yatırım yapan Speedinvest’in liderlik ettiği yatırım turuna, mevcut yatırımcılar Collective Spark ve tüm melek yatırımcılar da katıldı. Güçlü bir Seri A yatırım turuna hazırlanan Yolda.com’un bir yılda aldığı toplam yatırım, gerçekleşen yatırım turu ile birlikte 2,7 milyon dolara ulaştı.

Yolda.com Kurucu Ortağı ve CEO’su Volkan Özkan “Tüm mevcut yatırımcılarımızın yatırıma dahil olması bizim için önemliydi. Yeni yatırımcımız da bize, globalleşme yolculuğumuzda güç verecek. İlk yılımızda parsiyel (LTL) taşımacılıkta çok önemli taşıma hacimlerine ulaştık, yeni yatırımla hedefimiz hizmet alanımızı tam kamyon yükü (FTL) çözümleriyle genişleterek yaklaşık 10 kat büyümek ve Avrupa başta olmak üzere uluslararası alanda faaliyet gösteren bir firma haline gelmek. Tabii bu hedefler doğrultusunda ekibimizi 1 yıl içinde 2 kat büyütmek ve alanında uzman isimleri de bünyemize katmak istiyoruz” dedi.

Yolda.com Kurucu Ortağı ve CTO’su C. Murad Özsert ise “Yeni yatırımla beraber veri odaklı bir girişim olarak, yeni nesil teknolojiler geliştirerek otomasyon ve operasyonel verimliliği arttırmayı hedefliyoruz. Geliştirdiğimiz teknoloji ve çözümler ile sadece müşterilerimizin nezdinde değil, sektörde de dijitalleşmeye öncü olma gayesini taşıyoruz.” dedi.

Hizmeti Uçtan Uca Yönetiyor

Yolda.com yalın, çevik, dinamik ve hızlı yapısı, teknoloji altyapısı ve uzman ekibi ile B2B iş ortakları için tüm lojistik operasyonu uçtan uca yönetiyor. Atıl kapasitenin önüne geçerek taşımacılığı verimli hale getiriyor ve lojistik sektörünün dijital dönüşümüne yardım ediyor. Aynı zamanda paylaşım ekonomisi odaklı hareket ederek, bireysel taşıyıcılara destek oluyor, onlara bir platform ve yeni iş fırsatları sunuyor. Böylece lojistik maliyetlerini azaltıyor, müşteri memnuniyetinin artmasını sağlıyor ve karbon ayak izinin düşmesine yardımcı oluyor.

Turkish Cargo ile Lojistik AŞ işbirliği yaptı

Yenişehir Havalimanı’nı hava kargo merkezi haline getirmek üzere çalışmalarını sürdüren Lojistik AŞ ile Turkish Cargo arasında iş birliği anlaşması imzalandı. İlk etapta havaalanında gümrüklü kargo kabulüne başlanacak.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) iştiraki Lojistik AŞ ve Türk Hava Yolları’nın (THY) lojistik markası Turkish Cargo arasında yapılan anlaşma ile Bursa’daki şirketler, dış ticaret operasyonlarını uygun maliyetlerle Yenişehir Havalimanı’ndan gerçekleştirebilecek.

Anlamaya ilişkin açıklama yapan BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Türkiye’nin sanayi başkenti Bursa’nın 26 milyar dolarlık dış ticaret hacmine sahip olduğunu belirtti. Dünyada zorlaşan rekabet koşullarının iş birliklerinin önemini artırdığını aktaran Burkay, “Mevcut rekabet ortamında lojistik, verimliliği artıracak en önemli konuların başında geliyor. Bursa’da ihracatın yüzde 78’i kara yoluyla gerçekleşiyor. Toplum ve tüketim kültürleri hızla değişiyor. Önceden tekstil sektöründe yılda 2-3 koleksiyon hazırlanırken, artık 15 günde bir rafların yenilenmesi bekleniyor. Yine otomotiv firmaları, ‘just in time’ sistemi kullanıyor. Hava kargo, değişen tüketim kültürüne uyum sağlamak için çok önemli. Bu yüzden Yenişehir Havalimanı’nı aktif hale getirmeliyiz. Bursa’nın dünyadaki söz sahibi şehirler arasında kalmasının tek yolu, lojistikte yaşanan problemleri çözmek. BTSO olarak, bu doğrultuda Turkish Cargo işbirliğiyle stratejik bir adım atıyoruz. Bu çalışmayla hem ihracat hem de ithalatta İstanbul’un yoğunluğundan kurtulmuş olacağız. Bu, firmalar için çok büyük bir fırsat.” şeklinde konuştu.

Turkish Cargo Pazarlama Başkanı Fatih Cığal da kentin ekonomik kapasitesi ile Turkish Cargo için de önemli bir hizmet noktası olacağını belirtti. Ürünlerin gönderim sürecini anlatan Cığal, “İlk etapta Yenişehir’den ürünleri gümrüklü olarak alacağız ve 3 saat içinde İstanbul Havalimanı’ndaki merkezimize getireceğiz. Buradan da 127 ülkedeki 329 havalimanına ürünlerin gönderimini sağlayacağız. Talebin yüksek olması, her saat diliminde yaptığımız uçuşlara kolayca bağlantı imkanı sağlayacak.” dedi.

Konteyner krizi makarnacıyı armatör yaptı!

Konteyner krizi makarnacıyı armatör yaptı!

Oba Makarna, konteyner krizinin lojistikte yarattığı darboğazı aşmak için, kendi armatörlük şirketini kurdu. Savana Shipping isimli şirket, 18 bin tonluk 2 konteyner gemisiyle birlikte 10 bin adet de konteyner yatırımı yaptı.

Pandemiyle başlayan konteyner krizi büyümeye devam ederken, iş yapamaz hale gelen bazı sanayiciler kendi çözümünü geliştirmeye başladı. Oba Makarna, iki konteyner gemisi alarak kendi armatörlük şirketini kurdu. Egeli bir ihracatçı ise yüklerini kuru yük gemiyle gönderme yolunu seçti. Sektör temsilcileri bu tür alternatif çözümlere eğilimin artacağını öngörüyor.

“Müşterilere mal gönderemez olduk”

85’i aşkın ülkeye yaptığı ihracatla dünyanın lider makarna üreticilerinden olan Gaziantep merkezli Oba Makarna, iki konteyner gemisi satın alarak armatörlük işine girdi. DÜNYA’ya konuşan Oba Makarna Yönetim Kurulu Başkanı Musa Özgüçlü, lojistikte yaşanan sıkıntılar nedeniyle iş yapamaz hale geldiklerini ve bu nedenle kendi denizcilik şirketlerini kurma kararı aldıklarını söyledi.

Savana Shipping’i kurdu, gemiler yolda

musa-ozguclu-oba-makarna.jpg

Musa Özgüçlü, kısa süre önce Savana Shipping’i kurduklarını açıkladı. Savana’nın filosunda ilk etapta 2 gemi olacak. İkinci el olan gemiler bu ayın başında satın alındı. Özgüçlü, her biri 18 bin ton olan iki konteyner gemisini hafta sonuna kadar teslim alacaklarını söyledi.

10 bin adet de konteyner aldı

Özgüçlü, 10 bin adetlik de konteyner yatırımı yaptıklarını söyledi. Yatırım bedelini açıklamak istemeyen Özgüçlü, “Ancak şunu söyleyebilir ki, bu işin ciddi bir yatırım yapıyoruz” dedi. Şirket, bu gemilerle Mersin’den Afrika’ya ve Güney Amerika’ya makarna taşıyacak. Özgüçlü, denizcilik şirketlerinin ilk etapta sadece Oba Makarna’nın mallarını taşıyacağını ifade ederken, ilerleyen dönemlerde üçüncü şahıslara da hizmet verebileceklerinin sinyallerini verdi.

Mermercilerden ‘dökme yük’ çözümü

Pandemiyle birlikte başlayan ve doğru noktada yeterince konteyner olmamasıyla büyüyen konteyner krizinin yakın zamanda çözülmesi beklenmiyor. Hatta sektör uzmanlarına göre, konteyner krizinde yeni bir dalga kapıda. Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Danışmanı Prof. Dr. Soner Esmer, geçen hafta DÜNYA’ya yaptığı açıklamada, gelişmekte olan ülkelerde 1.5 yıl süren kısıtlamalar sonrasında normalleşme sürecine girilmesinin boş ekipman sorununun daha da derinleşmesine neden olacağını söylemiş, Reysaş Yönetim Kurulu Başkanı Durmuş Döven de küresel ticarette önümüzdeki iki yılda tarihi hareketliliğin yaşanmasını beklediklerini ifade ederek, konteynerde asıl büyük krizin kapıda olduğu uyarısını yapmıştı. Tüm bu gelişmeler sanayicileri alternatif çözümlere yöneltiyor. Ero Sistem Group Lashing yöneticisi Celal Yürek’ten alınan bilgiye göre, Ege Bölgesi’nde faaliyet gösteren ihracatçı bir firma ilk kez kasalı mermerleri dökme gemiyle ABD’ye gönderecek. İMEAK DTO Aliağa Şube Müdürü Orçun Tuncer, Aliağa’daki bir limandan hareket eden bu gemide 400 konteynerlik mala tekabül eden 10 bin tonluk kasalı mermer taşınacağını ve bunun bir ilk olduğunu söyledi. Diğer yandan, Pal Denizcilik, Mersin Limanı’ndan İsrail’e Ro-Ro servisi başlattı. Şirket, konteynerlerle giden yükleri Ro-Ro gemileriyle taşıyor. Sektör uzmanları, ‘herkes başının çaresine bakmaya çalışıyor. Bu tür alternatif çözümler artabilir’ diyor.

Alanında dünya ikincisi olan Oba Makarna, 86 ülkeye ihracat yapıyor

1966 yılında Gaziantep’te kurulan Oba Makarnacılık, 2005 yılında Özgüçlü ailesi tarafından satın alınmıştı. Şirket, Gaziantep 4. Organize Sanayi Bölgesi’nde 175 bin m2 ’lik alana sahip tesislerinde dünya standartlarında üretim yapıyor. 2010 ve 2012 yılları arasında yaptığı 50 milyon Euro’luk yatırımlarının ardından günlük bin 500 ton buğday kırma ve 1.000 ton/gün makarna üretimi ile Türkiye’nin lideri, dünyanın ise ikinci büyük fi rması oldu. Şirket, başta Türkiye, Afrika, Ortadoğu, Uzakdoğu pazarı olmak üzere İngiltere, Almanya, Çin, Güney Kore, Hindistan, Ukrayna ve Kolombiya’yı içeren 86 ülkenin rafl arında Oba markası ile yer alıyor. Oba Makarna, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yetiştirilen yüzde 100 sert durum buğdayını kullanarak tüketicisine 40 farklı ürün çeşidi sunuyor.

Boş konteynerde yaşanan arz sıkıntısı, bazı önemli rotalarda navlunun son 1.5 yılda üç kattan fazla artmasına neden olmuştu. Uzakdoğu-Avrupa hattında konteyner navlunu 9 bin dolara yaklaştı. Transatlantik ve Transpasifi k rotalarında da da navlun iki kattan fazla arttı. Navlun artışı bu hafta da devam etti. Uzakdoğu-Türkiye navlunu bu hafta 10 bin doları aştı. Afrika navlunları da artıyor. Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) Danışmanı Prof. Dr. Soner Esmer, aşılamanın yaygınlaşması ve normalleşme adımlarının atılmasıyla birlikte dünya ticaretinin hızlandığını, bu gelişme paralelinde navlunların da artmaya devam ettiğini söyledi. Navlunların çok hızlı bir şekilde arttığına dikkat çeken Rifl ine Türkiye Genel Müdürü Mehmet Serkan Erdem de “navlunda kantarın topuzu kaçtı” dedi. Sektör yetkilileri, küresel konteyner armatörlerinin son bir yılda çok yüksek karlılık rakamlarına ulaştığını, bunu korumak için ortak hareketle navlunları düşürmeme kararı aldıklarını öne sürüyor.

Kaynak: DÜNYA – Aysel YÜCEL

Ford Trucks, Belçika’nın ardından şimdi de Lüksemburg pazarına adım attı

Tüm Avrupa’ya yayılma hedefiyle Portekiz, İspanya, İtalya ve Belçika’da arka arkaya bayi açılışları gerçekleştiren Ford Trucks, Batı Avrupa’daki stratejik büyümesini Lüksemburg pazarına adım atarak sürdürüyor.

Avrupa’daki büyüme yolculuklarına hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Ford Trucks Genel Müdür Yardımcısı Serhan Turfan, “Lüksemburg’un markamız için önemli fırsatlar barındırdığına inanıyoruz. Burada, uluslararası ödüllü çekimiz F-MAX ve en verimli taşıma çözümleri sunan modellerimizle müşterilerimize değer yaratmayı hedefliyoruz” dedi.

Ağır ticari sektöründe gerek mühendislik tecrübesi gerekse de 60 yıllık mirası ile öne çıkan Ford Trucks, dünya çapında büyümesine Portekiz, İspanya, İtalya ve Belçika’da arka arkaya gerçekleştirdiği açılışların ardından Lüksemburg ile devam ediyor. 

2019 Uluslararası Yılın Kamyonu (ITOY) ödülünün sahibi olan çekicisi F-MAX başta olmak üzere, Ford Otosan mühendislerinin Eskişehir’de sıfırdan geliştirdiği ürün portfolyosu ve yenilikçi teknolojiler ile uluslararası arenada yoğun talep gören Ford Trucks, Batı Avrupa yayılım planlarında stratejik öneme sahip Lüksemburg pazarına yeni distribütörü GTTS iş birliği ile giriş yapacak.

Turfan: “Lüksemburg yapılanması ile Batı Avrupa’da kalıcı ve güçlü büyüme hedefimizi hız kesmeden sürdürüyoruz”

Ford Trucks’ın uluslararası büyüme planlarına pandemiye rağmen, kilit önem taşıyan pazarlarda ardı ardına açılışlar ile önemli adımlar attıklarını belirten Ford Trucks Genel Müdür Yardımcısı Serhan Turfan, şunları söyledi:

“Pandemiyle birlikte yükselen e-ticaret trendi, tüm dünyada lojistik ve nakliye ihtiyacını artırdı. Pandeminin bu etkisine paralel olarak, global çapta özellikle kamyon, çekici talebinde artış devam ediyor. Ağır ticari endüstrisi, 2021’e büyüme ivmesiyle başladı, önümüzdeki dönem bu büyümenin devam edeceğini öngörmekteyiz. Bu rüzgarı da arkamıza alarak, Batı Avrupa’nın tamamına yayılma hedefimize hız kesmeden devam ediyoruz. Geçtiğimiz aylarda Belçika’daki ilk distribütörümüzü atayarak büyümemizi sürdürdük, şimdi de hız kesmeden Lüksemburg’daki bayi yapılanmamızı tamamlıyoruz. Ağır ticari sektöründe kalite ve hizmet beklentisinin en yüksek olduğu pazarlardan biri olan Lüksemburg’da sektörün önde gelen, tecrübeli kuruluşlarından GTTS ile iş birliği yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Lüksemburg’un markamız için önemli fırsatlar barındırdığına inanıyoruz. Burada, en verimli taşıma çözümleri sunan modellerimizle yeni müşterilerimize değer yaratmayı hedefliyoruz.”

Avrupa’nın Ford Trucks’ın ana ihracat pazarı olduğunu ve Lüksemburg’un büyüme planlarında önemli bir role sahip olduğunu vurgulayan Turfan, “Ford Trucks olarak, Batı Avrupa’da kalıcı ve güçlü büyüme için gerekli hazırlıklarımızı tamamlıyoruz, sırada Almanya, Fransa ve Hollanda var” dedi.

Logitrans 15. Yılını Kutluyor!

Karayolu, Demiryolu, Denizyolu ve Havayolu taşımacılıklarının yanı sıra depolama, gümrükleme, sigortalama ve E-ticaret çözümleri sunan Logitrans, yeni projeleri ve araç yatırımları ile 2021’in ilk yarısında fark yaratmaya devam ediyor.

Gabari dışı, ağır yük ve proje taşımacılığında önemli anlaşmalar imzalayarak yılın ilk yarısı geçtiğimiz yıla oranla hacmini ikiye katladı.

2021’in ilk 6 ayını özmal araç yatırımlarına 30 adet çekici ve 30 adet römork alımı ile tamamlayan firma, yıl sonuna dek bu sayıyı arttırmayı hedefliyor. Eylül ayında yapılacak 10 adet çekici ve 20 adet römorkla beraber 2021’i büyüme yılı ilan eden Logitrans, depo alanını da genişletti.

Logitrans, İstanbul Tuzla Orhanlı’da bulunan yeni 5000m²’lik deposuyla, müşterilerine raflı ya da rafsız ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü’ne sahip depolama hizmeti sunmaya başladı. Standart depo operasyonlarına ek olarak;
-Katma Değerli Hizmetler,
-WMS,
-Etiketleme,
-Barkodlama,
-Sipariş Yönetimi gibi birçok hizmet sunan firma, ürün hareketlerini de eş zamanlı olarak müşterilerine iletmektedir.

Taşımacılık ve depolamanın yanında, E-Ticaret Entegrasyon Çözümleri konusunda ilklere imza atan Logitrans, ihracata hareket getirmeye devam ediyor. Rusya’nın en büyük pazaryeri olan Ozon.ru’dan sonra, Polonya’da Allegro, Ukrayna’da Modnacasta ve EMEA bölgesi için ise Zoodmall ile anlaşarak son yılların yerli ihracatçılar için en önemli firması konumuna geldi.

Her zaman büyüme ve kesintisiz hizmet sunma anlayışıyla hareket eden Logitrans, bugün 12 ülkede, 18 ofisiyle ve tüm dünyada 55 acentesiyle fark yaratmaya devam ediyor.

Rusya’nın ilk lüks segment aracının gövde parçaları Türk üreticiden

Coşkunöz Holding, Aurus’un en büyük lokal tedarikçisi

Türkiye otomotiv sanayisinin dev ismi Coşkunöz Holding, Rusya’nın ilk lüks otomobili Aurus’un en büyük lokal tedarikçisi. Rusya’nın büyük önem atfettiği otomobilin seri üretimine, 31 Mayıs Pazartesi günü düzenlenen törenle start verildi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in video konferans yoluyla katılıp destek verdiği Tataristan’daki törende, otomobilin üretileceği Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov ile Rusya Federasyonu Sanayi ve Ticaret Bakanı Denis Manturov bizzat bulundu. Törene Coşkunöz Holding’i temsilen CEO Erdem Acay katıldı.

Türkiye otomotiv sanayisindeki başarısını yaklaşık 10 yıl önce Rusya’ya taşıyan ve Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti Alabuga Serbest Ekonomik Bölgesi’nde 2014’te seri üretime başlayan Coşkunöz Holding, Rusya’nın prestij projelerinden biri olan Aurus otomobillerinin üretiminde ana üreticiler arasında yer aldı. Lüks segmentte yer alan Aurus otomobillerinin seri üretimi, 31 Mayıs Pazartesi günü Tataristan’da düzenlenen görkemli törenle başladı. Törene Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, video konferans yoluyla katılarak destek mesajı verdi.

Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, Rusya Federasyonu Sanayi ve Ticaret Bakanı Denis Manturov, otomobilin üreticisi konumundaki Sollers Ford ortak girişiminden Aurus Genel Direktörü Adil Şirinov’un da bulunduğu açılış törenine Coşkunöz Holding’i temsilen CEO Erdem Acay katıldı. 

Aurus projesi, Rusya Otomotiv ve Motor Araştırmaları Enstitüsü NAMI’nin öncülüğünde hayata geçirildi. NAMI aynı zamanda projenin büyük hissedarı konumunda. Birleşik Arap Emirlikleri’nden Emirates Tawazun Fonu’nun yatırımcı ortak olarak dahil olduğu projenin üretimini ise Ford Sollers üstlenmiş durumda.

Putin’den ‘tarihi’ mesaj

Törene video konferansla katılan Vladimir Putin, Rusya tarihinde ilk kez bir lüks otomobil ailesinin sıfırdan tasarlanıp üretildiğini kaydederek Aurus projesinin ülke sanayisi için taşıdığı değere vurgu yaptı. Kendisinin de bu otomobili kullandığına ve bizzat direksiyonuna da geçtiğine dikkat çeken Putin, sözlerini “Aurus gerçekten dünya standartlarına uygun, iyi ve kaliteli bir otomobil” diyerek sürdürdü.

Ford Sollers ve Aurus Genel Direktörü Adil Şirinov, yıllık 5 bin adet üretim kapasitesine sahip oldukları yeni yatırım çerçevesinde ana odaklarının ihracat olduğunu ifade etti. Aurus projesi kapsamında limuzinden sedana, SUV’den minivana kadar farklı kategorilerde araç üretilmesi planlanıyor. Üretiminin ilk etapta yüzde 70, sonraki aşamada yüzde 80’ler oranında ihraç edilmesi hedeflenen otomobillerin çok yakında görücüye çıkması bekleniyor. 

‘Bizim için sembolik değeri büyük bir iş birliği’

Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti Alabuga Serbest Ekonomik Bölgesi’nde  büyük yatırımları bulunan ve halihazırda Rus KAMAZ’ın yanısıra Mercedes-Benz, PCMA (Peugeot-Citroen-Mitsubishi), RNPO (Renault-Nissan), Volkswagen gibi dünya devleriyle iş birliği yapan Coşkunöz Holding, Aurus otomobillerinin pek çok gövde parçasını tedarik edecek. 

Aurus’un seri üretime geçmesi hakkında yorum yapan Coşkunöz Holding CEO’su Erdem Acay, yeni projenin kendileri için prestij açısından büyük anlam taşıdığına dikkat çekiyor. “Coşkunöz olarak bu yatırımın içinde yer almaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyuyoruz. Bu çok önem verdiğimiz bir proje” diyerek sözlerine başlayan Acay, şöyle devam ediyor: “Alabuga Serbest Ekonomik Bölgesi’nde konumlandığımızda, otomotiv sektörünün rotasını bu bölgeye yönelteceğini öngörüyorduk. Burada Ford ile başlayan üretim maceramıza yeni markaları da ekleyerek bölgenin önde gelen tedarikçileri arasında yer aldık. Kaliteli ürün ve sıfır hata taahhüdümüz ile uzun süreli anlaşmalara imza attık. Prestijinin yanı sıra tarihi açıdan da bu denli önemli bir proje içinde yer almak, bizim için heyecan verici oldu. Bölgede konumlanan Coşkunöz Alabuga şirketimiz ile Aurus marka araçların limuzin, SUV, MPV modelleri için bütün kalıp ve seri sac parça üretimini biz yapacağız. Bu otomobillerin, otomotiv piyasasına güçlü bir oyuncu olarak gireceğini ve lüks araç kategorisinde rekabeti yeniden şekillendireceğini düşünüyoruz.”

Alabuga Özel Ekonomik Bölgesi’nde şimdiye kadar yaklaşık 60 milyon Euro çapında bir yatırıma imza attıklarını hatırlatan Acay, 2021 ve 2022 yılları için de 15 milyon Euro’luk yeni yatırım yapmayı, böylece Rusya’daki yatırım coğrafyalarını genişletmeyi hedeflediklerini ifade ediyor.