Ana Sayfa Makaleler SIFIR NOKTASI “25 LİTRE”

SIFIR NOKTASI “25 LİTRE”

7961

Kaleme almak istediğim bir konu; bu yazının konusuna istinaden önlem olabileceğini düşünerek yazımda kullanmak istediğim “Ekolojik Et” ’in testlerinin yapılmaya başlanmış olması, bunun üretimine ve kullanımına başlanmasının doğuracağı etkileri, dünyada mevcut bulunan doğal su kaynaklarının kullanımı veya kullanılmaması, doğru kullanımı, korunması, doğal olandan faydalanılarak mevcut stokların artırılmak suretiyle geleceğin güvenliğinin sağlanılarak, gelecek nesillerin su savaşlarına sebep olabilecek nedeni ortadan kaldırabilmek, kaldırmasakta geciktirebilmek.

Tesadüf eseri karşıma çıkan bir haberin içinde bulunan sosyal medya kanallarından birine ait linki tıkladığımda gördümki herkesin tanıdığı, sevdiği bir kişininde desteği ile çekilmiş belgesel tadında suyun değerini ve olmaması durumunda veya kısıtlı tüketimi durumunda biz insanların neler yaşayabileceği anlatılıyordu.

Bir insan, her gün, içmek için 5 litre, kişisel temizliği için 25 litre suya gereksinim duyuyor. Bir fincan kahve için 140 litre su harcanması gerekiyor. 1 litre süt için 800 litre, 1 kg buğday için 1100, 1 kg pirinç için 2300, 1 kg mısır için 900 litre su gerekiyor. Büyükbaş bir hayvanın ise günde tüketmesi gereken su miktarı 100 lt.

Genellikle, bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılaması ve yaşamını sürdürebilmesi için, günde en az 25 litre su tüketmesi gerektiği kabul edilir (içmek için).

Bundan yirmi yıl önce kişi başına tüketilebilecek su miktarı 4000 lt iken bugün bu rakam 1400 lt olarak ifade ediliyor. Neredeyse 1/3 oranında azalma kaydetmiş. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000- 10.000 m3 arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık 1430 m3’lük kullanılabilir su miktarıyla Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir.

Ülkemizin yıllara göre yağış miktarlarına baktığımızda 2010 yılı öncesine göre çokta kötü olmadığımızı görüyoruz. Ne varki bu yağışların artık normal bir yağış olmadığından yani küresel iklimde oluşan değişiklikler nedeniyle mevsiminde ve normallerin çok üstünde olan yağış şekilleri olmasından dolayı ne kadarının depolanabildiği, ne kadarının sağlıklı bir yağış şekline sahip olduğu, ne kadarının kullanılabildiği sorgulanabilir.

Doğu Anadolu Bölgesi’ne düşmüş olan yağış oranlarına baktığımızda 2018 yılında önceki yıllara oranla daha fazla yağışın düşmüş olduğunu ve tutarsızlıkları da görebiliriz. Ayrıca dikkat edilmesi gerekli bir diğer nokta bölgesel nem oranlarındaki dağılımdır. Bu durum yağışlar sonrası birikmiş, toplanmış olan suyun buharlaşarak yok olmasına sebebiyet vermektedir. Bu ve betonlaşmanın artışındaki nedenlerden dolayı Van gölünin üç katı  büyüklüğünde göllerimizin kuruması kaynaklı su miktarımızı, kaynaklarımızı kaybetmiş durumdayız.

Yukarıda da belirttiğim üzere büyükbaş bir hayvanın günlük tüketmesi gerekli su miktarı 100 lt şeklindedir. Bu sebeple “Ekolojik Et” çalışmaları, debeyleri hız kazanmış, hattta testleri bile yapılmıştır. Sadece tüketiminden kayaklı zararların azaltılması ve farklı sağlıklı yaşam amaçları nedeniyle alttaki görselden de görüleceği üzere “vegan” beslenme şeklini seçen ülkeler ve bu ülkelerdeki insan sayıları gün geçtikçe artmaktadır. Bizim ülkemizde de vegan sayısının artmakta olduğunu daha doğrusu kırmızı et tüketiminde ciddi düşüş olduğunu görmekteyiz. Ülkemizdeki bu düşüşü yalnızca buna bağlamak doğrumu sorgulanır.

Bilindiği üzere Çin ve Hindistan’da devam eden ve bu ülkeler için öngörülen nüfus artışı, bu devasa ülkelerdeki et tüketimi artışı ile de birleşince, ortaya korkunç boyutlarda bir et ihtiyacı çıkarıyor. ABD ve Güney Amerika’da da özellikle steaklerin ve burgerlerin ne kadar yoğun tüketildiğini, bu durumun ülkemizde de artış gösterdiğini göz ardı etmeyelim. Hayvansal etin kişi başına bu kadar fazla tüketilmesi demek, hayvansal et üretimine olan ihtiyacın inanılmaz boyutlara ulaşması demek. İşte sürdürülebilirlik açısından sorun da orada başlıyor. Bu artışı dünya nasıl kaldıracak, ve şu anda durum nedir diye araştırmalar yapılınca, halihazırda tablonun zaten korkunç olduğu ortaya çıkmış durumda. Çevre ve sürdürülebilirlik alanında araştırma yapmaya başlayan insanların neden kısa zaman içinde vejetaryen veya daha da iyisi, vegan olduklarını bu araştırmaları sonrasında anlayabiliyoruz.

En çok et tüketen ülkeler Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda. Bu ülkelerde kişi başı yılda 100-120 kg arası et tüketiliyor. Bu da kişi başına tüketilen etin ayda 10 kg civarı, yani günde 300 gr civarı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de ortalama et tüketimi yılda kişi başı 25 kg civarı.  Hindistan’da ise şu anda kişi başına tüketilen et miktarı düşük görünmesine rağmen, yıllar içnde görülen artışın devam etmesi bekleniyor.

Bu tabloda yapılmış araştırma ve analizler sonucunda ortaya çıkmış olan kirliliğin 71 ilde 1.,2.ve 3.öncelik olarak listelenmiş tabloyu görebilirsiniz. Özellikle İstanbul gibi metropol bir şehirin su ihtiyacını karşılayabilmek için yapılan taşımanın ve bu taşıma sırasında katedilen yolu düşündüğümüzde bu işlemin maliyeti de göz ardı edilmemelidir. Kaldı ki bu şehirin su ihtiyacının karşılanmasında katkısı olan bazı göllerin Kanal İstanbul projesi ile kurumak suretiyle yok olacağını düşünürsek taşıma sisteminin ve nereden taşıma yapıldığının önemi bir kat daha artış göstermektedir. Tüm bunların üstüne birde küresel iklim krizini eklersek çok daha fazla ve detaylı düşünülmesi gerekli bir konu olduğu bellidir. Kanal İstanbul konusunu bir başka yazımda işliyor olacağımdan burada kesiyorum.

Peki biz insanoğlu, her birimiz her gün insanlığın ana ihtiyacı suyu nerelerde hoyratça tüketiyoruz?

Duşta, tuvalette, mutfakta, bulaşıkta, evlerimizin önünde veya sitelerimizin bahçesinde halı yıkama, araçlarımızı yıkama, bahçe sulamada, diş fırçalarken ve tıraş olurken, ellerimizi ve yüzümüzü yıkarken, tarımda, tarımda yanlış ürünü yanlış arazi veya bölgede üretirken, yanlış yerde hayvancılık yaparken, göçler nedeniyle, yapılaşmada, yine tarımda yanlış sulama şeklinde, sektörel bazda yapılan üretimlerde, fabrikalarda, iş yerlerinde vb. gibi daha pek çok sayabileceğimiz şekil ve yöntemlerle hem suyu harcıyor tüketiyoruz ve hem de kirletiyoruz.

Geleceğimizi veya gençlerimizin ve yeni nesillerin geleceklerini yok etme yolunda hızla ilerlerken ne gibi çözümler alabiliriz ve uygulamaya geçebiliriz?

Ben bir tek kişi olarak kendimce aldığım önlemleri, bulduğum çözümleri ve aklıma gelen bazı fikir ve yöntemleri buradan sizlerle paylaşacağım. Uygulamak ve geleceğe dair olumlu bir adım atmak size kalmış. Şirketlerde yönetim kadrolarının beyaz yakadan mavi yakaya kadar tüm çalışanlarını bilinçlendirmek ve bilgilendirerek geleceğe yön verebilmek adına bu adımları atmalarını ümit edelim.

Evde;

Hergün duş alın ve duşta kısa süre kalın. Duşa girdiğinizde su ısınacak diye beklerken boşa akıtılan suyu duşun yanında bulunduracağınız bir kovaya akmasını sağlayın ve bu suyuda tuvalette veya temizlikte kullanın. Kadınlar özellikle uzun saçı severler ve bu güzelim saçlara güzel bir bakım niyetiyle kremli ve özel içerikli şampuanlar kulllanırlar. Daha sonrada bu kremi, yoğunluğu saçlarından arındırabilmek için bolca su akıtırlar. Bu sarfiyata engel olabilmek için saçlarınızı kesin demiyorum tabi ancak yoğun kremli, muhteviyatlı şampuanları kullanmayınız diyebilirim. Kaldı ki bu şampuanlar nedeniyle saçınızla temas eden suyun miktarının arttrırıyor ve buda aslında saç dipleerine ve derinize zarar veriyor. Bir tek saç için bu kadar satır yazdığıma karşılık birde tüketilmekte olan su miktarını düşünün.

Tuvalette kullanılan klozet boyutu büyük olabilir. Bu sebeple dolması uzun ancak boşalması kolay olacaktır. Peki bu kadar suya ihtiyacı var mı? Küçük uygulamalarınızda klozetin sifonuna hafifçe basınız. Bu şekilde daha az su harcamış olacaksınız. Birde klozetin içine tercih edeceğiniz boyutta içi dolu su şişesi koyabilirsiniz. Bu şekilde iç hacminde daralmaya sebebiyet vermek suretiyla daha az su almasını sağlamış olacaksınız.

Ne hikmetse bir çok insan hem diş fırçalaması sırasında ve hem de traş olurken musluğu açık bırakır, neden? O akan suyun sesi hoşunuza mı gidiyor? Dişinizi fırçalarken bırakın musluk kapalı kalsın. İşiniz bitti açın ağzınızı çalkalayın ve çıkın.

Ya traş olurken! Eğer ki yüzünüze traş kremi veya köpüğü sürüyorsanız; önce yüzünüzü ıslatarak nemlendirin. Sonra jeli veya köpüğü sürün yüzünüze. Ancak bu sırada musluk kapalı olacak, unutmayın. Traş bıçağınız ile sakalınızı aldıkça bıçağı musluğu açarak altına tutunuz ve yıkayınız ve musluğu yeniden kapatınız. Süreci bu şekilde traşınız bitene kadar devam ettiriniz. Peki ya fırçayı sabuna sürerek köpürtmek suretiyle sakalınızı sabunluyorsanız… Bu duurumda da aynı yöntemi kullanabilir veya yanınızda bir tas/maşrapa su bulundurmak suretiyle bıçağınızı temizleyerek süreci sonlandırabilirsiniz.

Sayıca kalabalık olmayan çekirdek ailelerde bulaşıklar sürekli elde yıkanır. Kalabalık misafir geldiğinde alışılmışlığın önüne geçebilirse ev hanımı bulaşık makinesini kullanmayı akıl edebilir.  Bulaşıkta dikkat edilmesi gerekli çok basit iki önlem vardır; birincisi ön yıkama yapmamak ve tabi bunun içinde yemek sonrası tabağınızı iyice silip süpürmeniz, ikincisi saçlarınızda kullanmayın tavsiyesinde bulunduğum gibi bulaşık deterjanınında yoğun kiimyasal krem katkılısını kullanmamanız. Bunun sebebide yine aynı şekilde durulayana kadar akıtacak olduğunuz su ve kanalizasyona dahil olacak kimyasal atık miktarı. Alt yapının sağlam olmadığı bölgelerde duştaki ve mutfaktaki giderlerden çok fazla kaynak sularına kimyasal karışmaktadır maalesef.

Musluk ve duş başlarına su akış miktarını ayarlayabilecek ekipmanlar, aparatlar takılabilir.

Daha başka neler ne gibi yanlışlar yapıyoruz… Evimizin veya oturduğumuz binanın bahçesinde halı yıkamak ki halı yıkamacılar varken. Evinizden alıyor ve yine evinize teslim ediyorlar. Musluğa hortumu takıp araç yıkamak ki oto yıkamacılar ve benzinliklerde 1-2 TL ye köpüklü yıkama varken. Bahçe sulama yapıyoruz hortum ile yaz aylarında ki doğru sulama yöntem ve sistemleri dururken. İnternetten sulama kurallarını, tekniklerini araştırarak bu soruna çözüm bulabilirsiniz.

İşletmelerde; arızalı sifon, pisuvar veya muslukların anında değişimleri sağlanmalı. Tüketim alanlarına bilinçlendirici, uyarıcı, çevre bilincini arttırıcı talimatlar, afişler vb görseller asılmalı. Şirket araçlarının oto yıkamalarda veya yakıt alım sırasında istasyonlarda yıkatılması hususunda kullanıcıları uyarılmalıdır. Yağmur sularının çatılardan kanalizasyona tahliye giderleri oluşturulacak su havzalarına yönlendirilerek bu havzada birikecek suların bahçe sulamada ve tuvaletlerde, yangın söndürme sistemlerinde kullanılmaları sağlanmalıdır. Tüm tuvaletlerde pisuvarlarda ozon sistemi kullanılarak su tüketimi azaltılabilir. Geniş alanlara sahip ofis ve beton zemini olan yerlerde (depo vb) yıkamaların ıslak talaş yöntemi ve/ya zemin / halı yıkama makineleri ile yapılması sağlanmalıdır.

Genelde;

Ortadoğu’da, lider ve sömürgeci ülkelerin böl-parçala yönet taktiğinden, petrole dolayısıyla da güce sahip olma istek ve arzusundan, bencilce davranarak insan hayatını hiçe saymaktan dolayı yaşanmakta olan iç savaşlar kaynaklı göç dalgalarının yarattığı sığınmacı, mülteci krizi… Mülteci olarak giriş yapılan ve yaşamların sürdürülebilme çabası nedeniyle nüfus yoğunluğu ve su tüketiminde ciddi artışa neden olmaktadır. Bu savaşların yarattığı yıkım, doğanın uğradığı tahribat, doğal su rezevlerine verilen zarar dünyayı biraz daha küresel iklim krizine yaklaştırıyor. 

Sadece ülkemizde Türkiye’de yaşandığını düşündüğümüz ancak ne varki tüm dünyayı etkisi altına almış olan yapılaşma furyası nedeniyle kaybettiğimiz, yok ettiğimiz yeraltı kaynak sularımızı unutmayalım. Betonlaşmanın yoğun olduğu bölgelerin yağış almadığını, aldığı yağışında m2 düşen oranının çok yüksek olduğunu, toprağa çok hzılı düştüğünü ve toprağın bu suyu tutamadığını, şehirlerin bu tabii kaynağı kanalizasyonlar yoluyla attığını, değerlendirilmediğini yazalım buraya. Çalışmış olduğum bir şirketin deposunun altından devamlı suretle çıkmakta olan temel atık sularını ve yağan yağmur sularını bir şekilde geri dönüştürme imkanı bulmuştum. Bu suları bir havzada depoluyor, burada biriken suları bahçe sulamaları, yangın söndürme sisteminde ve tuvaletlerde kullanmaya ve bu şekilde de tasarruf yoluna gitmiştim. Çekmiş olduğum boru hattı görülmüş olacak ki ilgili kurumdan gelinerek bu suların çıktığı noktaya sayaç takacaklarını ve şebeke suyunun yarısını yansıtarak fatura edeceklerini söylediklerinde şok olmuştum. Bu kişilere “buyrun siz toplayında bizlere normal fiyattan satışını yapın” dediğimde cevap veremediler. Konunun sonucunu buradan paylaşmayacağım, olurda merak eden olursa birebir anlatırım.

Bazı ada (Gökçeada) ve yarım adalarımızda yağmur suyu hasatı yapılıyor/du. En azından bildiğim kadarıyla geçmişte yaplmıştı, halen yapılıyor mu bilmiyorum. Adanın belli noktalarına su toplama havzaları açılmış, yağan yağmur sularını bu havzalarda toplayarak tarımda sulamada ve içme suyu olarak kullanıyorlarmış. Bazıları gibi HES ler inşa ederek şırıl şırıl akan doğal sularımızı ve doğayı da kurutmuyorlarmış. Bu sistem neden köylerimizde, köylerimizi bırakın şehirlerimizde yüksek yüksek binaların tüketiminde kullanılmak için kurulmasın, yapılmasın! En kötü bahçelerinin sulanmasında ve daielerin tuvaletlerinde kullanılsa, belediyelerimizde farklı şehirlerden, kilometrelerce uzaklardan taşıma suyu ile değirmen döndürmeye çalışmasa…

Ya tarımda kullanılmak için sondaj yapılarak yeraltı sularını tüketen çiftçimize ne demeli! Sondajın yasak olmasına rağmen, şehrin göbeğinde sondaj malzemelerinin satışının yoğun bir şekilde devam ettiği bir şehir gördünüz mü siz hiç? Ben gördüm ve şok oldum, burada sondaj nasıl yasaklanmış ki halen malzemelerin, ekipmanların satışı yapılıyor ve devlet kurumları da bunu gördüğü halde izin veriyordu! Daha şimdilerde yeni yeni doğru yöntemi görerek ve öğrenerek damla sulama şekline geçmeye başlamış, yatırımı bu yönde yapmakta olan çiftçilerimizde yok değil. Ancak ne gariptir ki elin Fransızı, Amerikanı vb. yabancıları gelmiş, bu konuda ürettikleri sulama malzemelerini ülkemizde satar olmuş. Bizim endüstrimiz, mühendisimiz de seyreder olmuş.

Su tüketimi konusunda başka bir sorunda yanlış bölgede yanlış ürün yetiştirmeye çalışmak, yanlış bölgede hayvancılık yapmak. Eğer ki bölgemizin yıllık yağış miktarını, yeraltı su kaynakları durumunu bilmez, sorgulamaz, ilgili ve bilgili kurumlara danışmadan, onlardan destek almadan topraklarımızda ne üretebileceğimizi, bölgenin imkanlarına göre ne üretmemiz gerektiğini öğrenmeden bilinçsizce tarım yaparsak yaşanılacak kayıplar kaçınılmaz olacaktır. Bir tarihte bir araştırmacı yazarımızın bu konuda Yalova’yı bilinçsiz üretim yapılan bir ilimiz olarak işatet ettiğini hatırlıyorum. Sonrada halkın susuzluk sıkıntısı çekmiş ve bundan şikayetçi olduğunu anlatmıştı. Yine büyükbaş hayvancılığın yanlış bölgelerde illerde yapılması, büyükbaş bir hayvanın tek başına günlük 100 litre su tükettiğini düşünülürse su kaynaklarının tükenmesi ve halkın bundan dolayı sıkıntı çekmesi de kaçınılmaz olmaktadır. Birde çeltik tarlaları var. Bolca tüketilen pelte faydallı bir besin maddesi olmayan pirinçide herkes üretir olmuş. Acaba üretildiği bölgenin su kaynakları bakımından şu anki durumu nedir! Ve daha niceleri…

Su üzerine kurulmuş, şehirlerinin içinden kanallar geçmekte olan, bu su kanallarının insan gücüyle yılların çalışması sonusunda betlere, kanallara dönüştürülmüş ülkesi Hollanda.

Tarımda dünya lideri bu ülke, villa niteliğindeki çiftlik evleri, geniş arazileri, hem ürettiğini ve hem de ithall ettiğini ihraç ederek ihracatta lider bir ülke. Onlar mı çok akıllı yoksa ellerindeki imkanları mı çok iyi kullanıyorlar!

1900 yılından önce dünyada sel felaketi yaşayan ülkelerden biri olan ve milyona varan can kaybından sonra bile hayata tutunan bu ülke nasıl oluyorda bunu başarabiliyor!

Tüm bu soruların cevabı Hollanda’nın tarım konusunda en büyük ve iyi üniversitesine sahip olduğu yatıyor olabiilir mi? Ne dersiniz? Ben ülkemizi, Türkiye’yi bu ülke ile kıyaslıyorum ve gördüğüm yanlışlar beni hüzünlendiriyor.

Bakın, Gazeteci Yazar Fred Pearce “Nehirler Kuruyunca” adlı kitabın girişinde ne yazıyor: “Yinede insanı tedirgin eden bir şeyler oluyor. Bende çok çabuk fark edemedim; orada burada bazı haberler sızdı yalnızca. Ama elimdeki  haritalar gerçekle çakışmıyor gibiydi. İç denizler ve göller ortadan kayboluyordu. Nehirlerin dağlardan çıktığını, kollarıyla beslendiğini ve sularını okyanuslara akıttığını öğrendiğimiz eski coğrafya dersleri artık kurgu öyküler gibiydi. Nehirlerin çoğu aktıkça büyümek yerine ölüyordu.”

Dünya nehirlerinde oluşmaya başlamış bir çeşit değişimi gözlemlemesi sonrasında bu kitap ortaya çıkmış. Peki dünya nereye gidiyor? Pardon doğru soru bu değildi: Dünyanın su kaynakları nereye gidiyor?

2013 yılından beri test çalışmaları devam eden, hatta tadına bile bakılmış, beğenilmiş olan “Ekolojik Et” üretimi için neredeyse sevinmeye başlayacağım. Ya bu üretim artarak hayatımıza, mutfağımıza girecek ya da pek çoğumuz bu gidişle vegan olmayı tercih edeceğiz.

Dünyanın %70 suyla kaplı ancak yalnızca %3’ü tatlı su. Bu tatlı suyunda %70 dağlarda ve kutuplarda bulunuyor. Bu sebeple ulaşımı hiç de kolay değil. Bu tabloda da göreceğiniz üzere yenilenebilir su miktarında ilk üçü; Brezilya, Rusya ve Amerika alıyorlar. Ortadoğu’da su krizi var ancak uzmanlara göre bu kriz bir savaşa neden olmazmış. Çünkü tuzlu suyun arıtılarak tatlı suya dönüşüm maliyeti çok düşükmüş. Bu maliyetinde askeri harcamalardan daha düşük olduğu belirtiliyor

Biz bu tabloya göre 42.sıradayız ve biliyoruz ki Fırat, Dicle nehirlerinin su miktarı Türkiye, Irak ve Suriye için şimdilik yeterli. Bu ülkelerin bulunduğu bölgede karşılaşına sorunlar, iç savaşlar acaba yalnızca petrol için mi? Veya başka bir sebebi mi var? Bu sorunun yanıtı için yorumu kendi kendinize yine siz yapacaksınız. Benden “no comment”.

SONUÇ:

Gelelim sadede… Dünya kendi kaynaklarını yine kendisi tüketiyor, bilinçsizce yok ediyor. 2030 yılına kadar uygulanması ve alınması gerekli 17 maddelik önlem paketini neredeyse katılımcı olan tüm ülkeler imzaladı, Türkiye hariç. Avrupa Euro6 araçları kullanarak doğada geri dönüşüme destek olmak isterken Türkiye’de halen Euro1-2 araçlar kullanılmaya hatta ve hatta 80-90 model araçlar kullanılmaya devam ediyor. Avrupalı otoban gibi anayollardan kaçarken bizde anayol kenarlarına gökdelenler, rezidanslar dikiliyor ve birde fahiş rakamlardan satılıyor. Dünya su rezevlerini, kaynaklarını korumaya çalıştıkça bizde tam tersi HES’lerle kurutulmaya çalışılıyor. Köylere, dağlara yapılan ve yapılmak istenilen yapay suni göllerle olan mis gibi havada yok edilmeye çalışılıyor. Garibim köylü de iyi bir şey oluyor zannediyor. Metropol şehirlere ve bu şehirlerde yaşayan insanlara, sanayisine taaa uzaklardan su taşınıyor. Avrupaya gitmiş Avrupalılaşamamış, büyük şehirlere göç etmiş ancak şehirli olamamış insanım benim. Doğayı bu sayede geleceğimizi korumak zorundayız. Bunu en baştan başlayarak en tabana kadar yaymamız gerekiyor. Bunun içinde ilk olarak baştakilerin bu bilince sahip olması, daha sonrada halkın sil baştan eğitilmesi gerekiyor. Bugün başlarsak bir asır sonra başarıya ulaşmış oluruz sanırım.

Özellikle Afrika’da susuzluk çeken, temiz suya erişemeyen ülkelerin halkına insani yardım kuruluşlarından destek verildi. Bu ülkelerin bazılarında su kuyuları açıldı. Bu kuyular öncesinde de vardı ama sonradan içine atılan arsenik hayatını kaybeden yerlilerden sonra fark edildi.

Susuzluk savaşlara sebep olur mu bilinmez ancak insan haytını derinden etkileyeceği kesin.

Büyük projelere imza atmak isteyen ve birbirleri arasında barajların en büyüğünü yapmak için yarışan ülkeler (Çin ve Hindistan), Amerika ile aynı ürünleri üretirken Amerika’dan on kat daha fazla ve tarımda da iki kat daha fazla su tüketen Çin. Tarım alanlarını kuzeyden güneye taşıması daha kolay olmasına rağmen dikkate almayan bir ülke, Çin.  

Yazımın ana kaynağını ve başlığını oluşturan dünya üzerinde susuzluğu ilk yaşayan, bu sebeple “sıfır noktası” na erişen Cape Town halkı günde 25 lt su ile hayatlarını idare etmek zorundalar. Bu konuda çekilmiş belgesele Youtube’dan ulaşabilirsiniz.

Ya bugün size de çıkıp günde 25 lt su ile yaşamak zorundasınız deseler! İçme suyu, hijyen için ve her türlü ihtiyacınızı karşılamak için 25 lt… Bir düşünün! Hayal edin, beyninizde şöyle bir canlandırın. Bu miktarda su ne kadar alan kaplıyor bir hesaplayın. Bir damacana su 19 lt, üzerine bir 6 lt daha. Şimdi hayal edebiliyor musunuz? Hayır mı? O halde lütfen tüketimi kontrol altına almaya bugünden başlayalım. Önce her birey kendisini, sonra ailesindeki bireyleri, aileden her birimiz çevremizdeki arkadaşlarımızı, tanıdıklarımızı bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye ve bu belgeseli seyrederek uyarmaya uyandırmaya çalışalım. Zararın neresinden dönersek kardır.

Unutmayın, artık kendi suyumuzu değil, çocuklarımıza ait suyu tüketiyoruz. Kalbi ve vicdanı olan herkese duyurulur.

Gürkan KAVRAZLI

Lojistik Danışmanı

Makale Organizasyonunu Yapan:

Ayşe KARAKAYA

Lojistikcilerinsesi.biz

Open Event